attila ilhan...

yasami...

     " İnsan olmanın bütün komplekslerini yenmiş,
     günü dipdiri yakalayan, hayatın anlamını çözmüş
     bir bilge insan; bir yol gösterici. "
 

                                     Nedret Çatay
 
 
 
 

     Attilâ İlhan'ı bir tek gruba indirgeyerek, onu dar kalıplar
     içerisinde değerlendirmek oldukça güç. O, yüzyılımıza imzasını
     atan, dünyayı çözmüş, yorumlamış ve ona çözümler türetmiş bir
     düşün adamıdır. Kendisini ifade etmek adına tek bir yolu
     izlemekle yetinmemiş şiirle başladığı serüvenini roman, deneme,
     senaryo ve köşe yazılarıyla zenginleştirerek topluma ulaştırmıştır.
     Çoğu yazarın dolaşmak istemeyeceği alanlarda korkusuzca yazılar
     yazan Attilâ İlhan, topluma ve çağımıza bir anlamda ayna tutmakta,
     zamanın tanıklığını yapmaktadır.
 
 
 


 

     İlk Gençlik Yılları

     15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir
     bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde
     tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir
     kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16
     yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki
     ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince,
     eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma
     hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken
     amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu
     Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta
     mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı
     geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı.
     1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkanlarıyla yayınladı.

     Paris Yılları

     1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet'i kurtarma
     hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette aktif rol oynadı.
     Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki
     eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur.
     Türkiye'ye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Sansaryan
     Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli
     rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı.
 

     İstanbul - Paris - İzmir Üçgeni

     1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Paris'e
     tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem Attilâ İlhan'ın Fransızca'yı ve Marksizmi öğrendiği
     yıllardır. 1950'li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ
     İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda
     döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe
     başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu
     dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar.

     Sanatta Çok Yönlülük

     1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbul'a
     dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın
     senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını
     bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve
     televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın
     İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir
     gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir
     kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu
     yayınlandı. 1968'te evlendi, 15 yıl evli kaldı.

     İstanbul'a Dönüş

     1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı.
     Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak 'ı Ankara'da yazdı. 81'e kadar
     Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan
     sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet ve
     Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan,
     1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından
     beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesi'nde sürdürmektedir. 1970'lerde Türkiye'de
     televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan
     da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve
     Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.

romanlari...

               " Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar.
              Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir."

                                                                                                 Attilâ İlhan
 
 

          İlk romanı Sokaktaki Adam yayınlandığında 10 roman yazmıştı. Bunlar hiç gün
          ışığına
          çıkmadı. Attilâ İlhan bunun sebebini bir söyleşide şöyle açıklıyor: "... bir çok
          roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi
          vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da
          romancılık değildir. Günlük tutmaktır." (Düşün, Haziran 1996).

          Roman serüvenine başladığında döneminin diğer yazarları daha çok yerel ve kırsal
          olayları, kişileri işlerken Attilâ İlhan şehir insanını Türkiye'nin yakın dönem
          tarihini siyasal, ekonomik ve sosyal yanlarıyla ele alan bir yapı içerisinde işliyordu.
          Sadece İstanbul, İzmir gibi Türkiye'nin büyük şehirlerini, işlediği dönemin yaşam
          tarzını, ekonomik ve sosyal sorunlarını kahramanlarının gözüyle yansıtmakla
          yetinmiyor; aynı zamanda, batı kültürünün Türkiye'ye ne şekilde yansıdığını,
          olumlu ve olumsuz etkilerini, çizdiği karakterlerle ve Avrupa'daki şehirlerle örtüşen
          bir yapı içerisinde irdeliyordu.
 
 

          Hazırlık ve Arayış Dönemi

          Romanda 'hazırlık ve arayış dönemi' diye nitelendirebileceğimiz döneminde,
          yayınladığı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'de yazarın Paris'te
          yaşadığı yıllara ait deneyimlerinin ve gözlemlerinin karakterlere yansıdığı görülür.
          Yazıldığı yıllarda Türkiye'deki batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişilerin
          bocalamaları Sokaktaki Adam'da ele alınırken, Zenciler Birbirine Benzemez 'de
          Avrupa'da komünist ve anti-komünist mültecilerle karşılaşan, hayal kırıklığına
          uğramış bir devrimci anlatılır. Her bölümün farklı bir karakterin ağzından
          aktarıldığı Sokaktaki Adam, Attilâ İlhan'ın edebiyatımıza getirdiği yeni bir
          söylem olarak alınabilir. Daha sonraki romanlarında da görüleceği gibi, diyalektik
          bir yaklaşımla işlenen olaylarda kahramanlar güçlü ve zayıf yanlarıyla okura
          ulaşır; birbirlerini suçlamaz ve okuyucuda önyargı oluşturmazlar. Attilâ İlhan
          Zenciler Birbirine Benzemez için bakın neler diyor:" Kitap 'soğuk savaş'ın en belalı
          döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Romanın
          kahramanı, İstanbul'daki ve Paris'teki 'solcu' çevrelerle düşüp kalkıyor, bunlarla
          ilişkilerini ve tartışmalarını anlatıyordu, herşeyi olduğu gibi yazmak, romanın
          yayınlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flou bir hava
          verdim."

          Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca
          çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazdığını
          okuduktan sonra farkettiğini de itiraf ediyor:

          - " ... hayattan aktarılmış en çok tip içeren romanım budur."diyor ve devam ediyor
          Attilâ İlhan:"Hernandez, Marie-te, Hilde, Zevilla, Lale, Ecvet, Sabiha vb. kuşkusuz
          başka isimlerle, başka bir yaşama kesiti içinde tanıdığım kişilerdi. Mehmed-Ali,
          gerçekte varolan birkaç kişiden süzdüğüm bir bileşim; onun küçük burjuvadan çok,
          işçiye yakın toplumsal sınıfsal kökeni, sorunlara başka bir açıdan yaklaşmama
          fırsat vermektedir."
 
 

          Olgunluk Dönemi

          Yazarın "olgunluk dönemi" diye tanımlayabileceğimiz edebiyat süreci Kurtlar
          Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adam'da ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri
          anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemez'de Mehmed-Ali istedikleri ile
          istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar
          Sofrası'nda Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla
          Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini
          diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir- ki
          sonradan yazdığı beş kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine
          oturmuştur-. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet'te Sabah
          Ezanları ve O Karanlıkta Biz bu seriyi oluşturan romanlar. Her romanda yer alan
          karakterler, Türkiye'nin tarihinde köşebaşlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan
          aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle
          bağlantısı olan karakterlerden herbiri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun
          gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk
          aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi
          bakış açısıyla önergeler sunduğunu görürüz.
 
 

          Yakın Dönem

          Attilâ İlhan, Fena Halde Leman ve Haco Hanım Vay adlı eserlerinde ise cinsellik
          sorununa cesaretle eğilerek okuru yeni bir boyut üzerinde düşünmeye
          yönlendirmektedir. Her iki romanda da olaylar ve kişiler kadın eşcinselliğinin, çift
          cinselliğin ve çifte benlik duyumsamasının gizlerini sergilemeye yönelik canlı ve
          renkli bir anlatımla işlenmektedir.
          Türk kamuoyunda adının kolaylıkla telaffuz edilmediği ancak oldukça yaygın
          olduğu bilinen bu tür ilişkinin, yazınımızda böylesi bir cesaretle işlenmesi
          yayınlandıkları dönemlerde kitapların ses getirmesine ve edebiyat çevrelerinde
          tartışılmasına neden olmuştu.
 

          Sokaktaki Adam (1953)
          Zenciler Birbirine Benzemez (1957)
          Kurtlar Sofrası (1963)
          Aynanın İçindekiler :
               - Bıçağın Ucu (1973)
               - Sırtlan Payı (1974)Yunus Nadi Roman Armağanı
               - Yaraya Tuz Basmak (1978)
               - Dersaadet'te Sabah Ezanları (1981)
               - 'O Karanlıkta Biz' (1988)
          Fena Halde Leman (1980)
          Haco Hanim Vay (1984)
 
 

          Çeviri Romanları

deneme ve ani...

     Abbas Yolcu (gezi notları) (1957)
     Yanlış Kadınlar Yanlış Erkekler (1985)

         Anilar ve Acilar
            1.Hangi Sol (1970)
            2.Hangi Batı (1972)
            3.Hangi Seks (1976)
            4.Hangi Sağ (1980)
            5.Hangi Atatürk (1981)
            6.Hangi Edebiyat (1993)
            7.Hangi Laiklik (1995)

         Atilla İlhan' in Defteri
            1.Faşizmin Ayak Sesleri (1975)
            2.Batı'nın Deli Gömleği (1981)
            3.Gerçekçilik Savaşı (1980)
            4.Sağım Solum Sobe (1985)
            5.Ulusal Kültür Savaşı (1986)
            6.Aydınlar Savaşı (1991)
            7.Kadınlar Savaşı (1992)
            8.'İkinci Yeni' Savaşı (1983)
            9.Sosyalizm Asıl Şimdi (1991)

senaryolari...

Yeşilçam Dönemi

     Attila İlhan'ın bu dönemde yazdığı senaryolar yönetmenler tarafından tam anlamıyla
     filme alınmamış, yazarın deyimiyle senaryolara %30-40 düzeyinde sadık kalınmıştır.
     Belki de bu nedenle yazar, senaryolarını Ali Kaptanoğlu takma adıyla kaleme almış ve
     bir süre sonra Yeşilçam'dan kopmuştur.
     Film Senaryoları :

          Ver Elini İstanbul
          Rıfat Diye Biri
          Yalnızlar Rıhtımı
          Şoför Nebahat
          Devlerin Öfkesi

                           Yakın Dönem - TV Dizileri

     Yazarın bu döneme ait eserleri 1980'li ve 90'lı yılların insanlarına ayna tutan, içinde
     bulundukları yılların sorunlarını ve toplum yapısını irdeleyen özellikler taşımaktadır.
     Türk sinemasındaki klişeleşmiş karakterlerden uzak kahramanlarıyla TV izleyicilerini
     kolaylıkla yakalayıp sürükleyen bu diziler için bakın Attila İlhan ne diyor:
     " TV dizisinin kendine göre bir senaryo anlayışı olmalıdır. Bizim yapmaya çalıştığımız
     bu. Montaj ritmi yok. Mekan yerli, kadro bildiğimiz Yeşilçam kadrosu. Ama ortaya çıkan
     film yerli değil, yani bildiğimiz klasik Türk filmlerinden değil. Zaten bizdeki dizilerin
     başarısızlıkları bence senaryodan kaynaklanıyor. En büyük zaaflarımızdan biri de bir
     hareketi veya ifadeyi göstermekle yetinilmemesi. İlle de hem ses, hem mimiklerle ifade
     aranıyor."
     (TV Resimli Roman, 8/2/1982)

     TV Filmi :

          Paranın Kiri (1979)

     TV Dizileri :

          Sekiz Sütuna Manşet (1982)
          Kartallar Yüksek Uçar(1983)
          Yarın Artık Bugündür (1986)
          Yıldızlar Gece Büyür (1992)
          Teleflaş

kullandigi temalar...

Attilâ İlhan'ın gerek şiirlerinde gerekse roman, deneme ve senaryolarında çok farklı
     temaları ele aldığı görülür.
     Aşağıda Attilâ İlhan'ın eserlerinde geçen belli başlı temaları ve bu temalara nasıl
     yaklaştığını göreceksiniz:

          Aşk
          Atatürk
          Aydın
          Edebiyat
          Gerilim
          Kadın
          Laiklik
          Nostalji
          Ölüm
          Özgürlük
          Cinsellik
          Sosyalizm
          Tehlike

siirleri...

           "Şiir, insanların yaşadıkları anlara, duygularına, onların
                             içeriklerine isim koyma sanatıdır."

                                                                                     Attilâ İlhan
 

     Ulusal Bileşim

     Attilâ İlhan şiiri sorgulandığında, altının ilk çizilmesi gereken şey, 40'lı yıllardan gelen
     bu şairin nasıl olup da şiirlerinin her dönemde bu denli popüler olabildiğidir. Bunun
     yanıtı 'bileşim'dir. Attilâ İlhan şiirleri bileşimlerden oluşur. Aynı zamanda Türk ve
     Batılı olmayı başaran estetik bir bileşimdir anlatılmak istenen. Şair, Halk ve Divan
     Edebiyatı kaynaklarından yararlanarak çağdaş bir içerik üretmeyi amaçlar ve bunu
     "ulusal bileşim" olarak adlandırır. Geçmişi reddetmek yerine onu eleştirir, irdeler ve
     sanat tekniğine ilişkin özelliklerden yararlanarak çağdaş bir zemine oturtur.

     Attilâ İlhan, altıncı şiir kitabı Yasak Sevişmek'le beraber kendi şiir oluşumunun
     tamamlandığını söylediği özgün sentezini şöyle tarif ediyor: Batıdan, halk şiirinden,
     toplumcu şiir geleneğinden ve divan şiirinden bütün alınmış unsurların bir araya
     getirilip bundan özgür bir sentezin çıkarılması. Ulusal bileşim kavramı içerisinde Divan
     Edebiyatı ayağını biçimsel tercih olarak ele alırken, kendi imge yapısıyla aruzun içine
     aruza rağmen yerleştirdiği görkemli sesi yakalamaya çalışır ve kendi şiirini kurmayı
     dener. Halk şiirinin etkilerini de yitirmeksizin, yüceltilmiş bir estetiğin malzemesinin
     folklordan alınabileceğinin altını çizer ve bu sentezde içeriğin çağdaş olmasının en
     önemli gereklilik olduğuna işaret eder.

     Şiirlerinde imge ön plandadır. İmge sistemini, ozanın nesnel gerçeği öznel merceğinden
     geçirip kelimelere aktarış biçimi olarak tanımlar. Ona göre imge, mısra birimiyle birlikte
     somutlaşmış olarak şiirin özüdür.

     Attilâ İlhan şiirlerinin çarpıcı ve kalıcı olmasını sağlayan öğe, hem tek tek dizelerde bir
     şeyin anlatılması, hem de şiirin bütününde başka bir anlama ulaşılmasıdır. Şiirlerinde
     sürekli olarak bir yenilik peşinde koşarken, varolanın üzerine eklemeler yaparak Attilâ
     İlhan şiirinin bütünlüğünden uzaklaşmaz.
 
 

     Çağdaş Sosyal Şair

     Estetik ve sosyal sentezini bir bütün olarak yapabilenleri çağdaş sosyal şair olarak gören
     Attilâ İlhan, içeriğin hangi sanat yoluyla açıklanması gerekiyorsa onun kullanılması
     gerekliliğini belirtir. Fikir sentezi ve estetik sentezi tamamsa hepsinde bir ortalama
     tutturmak mümkündür.
 
 

     Zeka ve Şiir

     Bilginin şiirdeki rolüne çok önem veren Attilâ İlhan, zekayla şiir yazmanın bilgi sahibi
     olup da o şiiri kendi hassasiyetiyle yazmaktan çok farklı olduğunu gözlemler. Zekayla şiir
     yazılmaz, yazılırsa şiir olmaz. Duyguya gerek vardır. Şiir bir "vergi"dir.
 
 

     Yeni Nesil Şairler

     Yeni şairlerin kitaplarının çok satmamasını birkaç nedene bağlıyor İlhan; yeni
     şairlerin çoğunun dili anlaşılmıyor, söyleyecekleri yeni bir şey yok, birinin şiirini
     ötekinin diye yutturmak mümkün. İnsanların yaşadıklarına, duygularına , onların
     içeriklerine isim koyma sanatıysa şiir, tabii ki anlaşılır olmalıdır, halkın dili olmalıdır.
     Halkın karşısına post modern diye olmadık bir Amerikalının tarzında, çeviri gibi bir
     şiir koyarsan onda hiçbir şeyi tanımaz.
 

     Duvar (1948)
     Sisler Bulvarı (1954)
     Yağmur Kaçağı (1955)
     Ben Sana Mecburum (1960)
     Bela Çiçeği (1961)
     Yasak Sevişmek (1968)
     Tutuklunun Günlüğü (1973) - 1973-74 TDK Şiir Ödülü
     Böyle Bir Sevmek (1977)
     Elde Var Hüzün (1982)
     Korkunun Krallığı (1987)
     Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)

kose yazilari...
 

                            12.01.1998...Film Çöplüğü
                            07.01.1998...Madalyonun Öbür Yüzü
                            05.01.1998...Hadi, Konuşsana İsmet Paşa!..
                            02.01.1998...O 'Ay/Yıldızı' Sildirtecek miyiz?
                            29.12.1997...Mutluyum, Demiryolcuyum!...
                            26.12.1997...Türkçü/Devrimci Diyaloğu
                            24.12.1997...Avrasya'da dolaşan Hayalet:'Galiyef'!
                            22.12.1997...'Türkçülüğün' Yeri 'Solda' mı?
                            19.12.1997...'Türkçü'nün 'Ülkücü'ye Tepkisi
 
 


 
 

ESERLERINDEN ORNEKLER

*. ("fena halde leman"dan)
*..
*Agustos Cikmazi
*Ayrilik Sevdaya Dahil
*Aysel Git Basimdan
*Ben Sana Mecburum
*Boyle Bir Sevmek
*Neydi O Bir Zamanlar
*O Gozler Ki
*Ruzgar Gulu
*Varsagi
*Yagmur Kacagi
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 

Dinle bocegim, uzun bir seyahate cikacagim, hareketimden evvel bazi seyleri
soyleme arzusundayim. Hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini
tutamaz; ask dedigimiz ya vahim bir yanlis anlasilmadir, ya da kotu bir
hayal kurma tarzI. Iki kisinin ikisi de, oburunun yerine hayal kurmaya
calistigindan, sukut-u hayaller eksik olmaz! Sen dedigime kulak ver,
kendimizden baskasini sevemiyoruz; sevdigimiz sahsiyatImIzIn dIslastIrIlmIs,
baskasInIn uzerinde somutlandIrIlmIs hayali; o baskasI da kendisini ucuncu
bir sahIs uzerinde dislastirir, somutlastIrIr; arada ahenk kurulamaz, nasil
kurulsun, sevdigimizle sandigimiz farkli! Muvaffak bir cift, yalnizliga
tahammulu yuksek iki insan manasInI tasIr. Cift demek, yanyana iki yalnizlik
demek, beraber bile olamamis, kesismesi bile zor! Onun icin boyle bir hayati,
icine girip kurbani olmadan yasayacaksin, yani uzaktan. Uzaktaki soyut, hemen
hemen yok bir sahsi sevmekten guzelini tasavvur edemiyorum. Yakinda olmayan
sevgili tahayyulde yasatilir, hayalde yasatmak az evvel acikladigim kaideye
uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yaninda bulunmayacagindan, o buna
ne itiraz edebilir, ne mudehale: Sevdigini, hayalinde degistirdikce, kendine
benzettikce daha cok seversin, boylece denge korunmus olur. Sevmek! Sevmek
esasinda alip basini gitmektir, sevdiginden uzaklasan mutlaka aska yaklasir,
sevdigini gonlunde kendi bildigince yeniden yaratarak.

                                        Atilla Ilhan'in "Fena Halde Leman"
                                                                 romanindan
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

...
sokulup
salkIm salkIm leylekler gelirse
ilkbahar olur
kul mavinin yanIna kirli sarI gelirse sonbahar
sen benim yanIma gelirsen
kIyamet olur
...

a.ilhan
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 

agustos cikmazi

beni koyup koyup gitme
ne olursun
durdugun yerde dur
kendini martilarla bir tutma
senin kanatlarin yok
dusersin yorulursun
beni boyle koyup koyup gitme
ne olursun

bir deniz kiyisinda otur
gemiler sensiz gitsin birak
herkes gibi yasana sen
isine gucune baksana
evlenirsin cocugun olur
sonun kotuye varacak
beni koyup koyup gitme
ne olursun

elimi tutuyorlar ayagimi
yetisemiyorum ardindan
hevesim olsa param olmuyor
param olsa hevesim
yaptiklarini affettim
seninle gelemeyecegim attila ilhan
beni koyup koyup gitme
ne olursun

                             attila ilhan
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 

AYRILIK SEVDAYA DAHIL

Acilmis sarmasik gulleri kokulariyla baygin
En gorkemli saatinde yildiz alacasinin
Gizli bir yilan gibi yuvarlanmis icimde kader
Uzak bir telefonda aglayan yagmurlu genc kadin
Ruzgar uzak karanliklara surmus yildizlari
Mor kivilcimlar geciyor daginik yalnizligimdan
Onu cok ariyorum onu cok ariyorum
Heryerimde vucudumun agir yanik sizilari
Bir yerlere yildirim dusuyorum
Ayriligimizi hisettigim an demirler eriyor hirsimdan
Ay isigina batmis karabiber agaclari gumus tozu
Gecenin irmaginda yuzuyor zambaklar yaseminler unutulmus
Tedirgin gulumser
Cunku ayrilik da sevdaya dahil cunku ayrilanlar hala sevgili
Hic bir ani tek basina yasayamazlar
Her an otekisiyle birlikte hersey onunla ilgili
Telasli karanlikta yumusak yarasalar
Gittikce genisliyen yakilmis ot kokusu
Yildizlar inanilmiyacak bir irilikte
Yansimalar tutmus butun sahili
Cunku ayrilmanin da vahsi bir tadi var
Oyle vahsi bir tad ki dayanilir gibi degil
Cunku ayriliklar da sevdaya dahil
Cunku ayrilanlar hala sevgili
Yanlizlik hizla alcalan bulutlar karanlik bir agirlik
Hava agir toprak agir yaprak agir
Su tozlari yagiyor ustumuze
Ozgurlugumuz yoksa yalnizligimiz midir
Eflatuna calar puslu lacivert bir sis kusatti ormani
Karanlik coktu denize
Yanlizlik cakmak tasi gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanina donsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapini bir calan olmadi mi hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kugu boynu parmaklari uzun ve ince
Simsicak bakislari suc ortagi kacamak gulusleri gizlice
Yalnizlarin en buyuk sorunu tek basina ozgurluk ne ise yarayacak
Bir turlu cozemedikleri bu olu bir gezegenin soguk tenhaligina
Benzemesin diye ozgurluk mutlaka paylasilacak suc ortagi bir sevgiliyle
Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz
Ikimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz
Hic yanilmamisiz her an dusup dusup kristal bir bardak gibi
Tuz parca kirilsak da hala icimizde o yanardag agzi
Hala kipkizil gulumseyen sanki atesten bir tebessum zehir zemberek ASKIMIZ

                                                ATTILA ILHAN
 
 


 
 
 
 
 
 


 
 
 

        Aysel Git Basimdan

        aysel git basimdan ben sana gore degilim
        olumum birden olacak seziyorum
        hem kotuyum karanligim biraz cirkinim
        aysel git basimdan istemiyorum
        benim yagmurumda gezinemezsin usursun
        dagitir gecelerim sarisinligini
        uykularimi uyusan nasil korkarsin
        hicbir dakikami yasayamazsin
        aysel git basimdan ben sana gore degilim
        benim icin kirletme aydinligini
        hem kotuyum karanligim biraz cirkinim

        isligimi denesen hemen dusurursun
        gozleirim hizlandirir tenhaligini
        yanlis sehirlere goturur trenlerim
        ya olmek ustaligini kazanirsin
        ya korku biriktirmek yetisini
        acilarim iyice bol gelir sana
        sevincim bir turlu tutmaz sevincini
        aysel git basimdan ben sana gore degilim
        umitsizligimi olsun anlasana
        hem kotuyum karanligim biraz cirkinim

        sevindigim anda sen uzulursun
        sonbahar ugultusu duymamissin ki
        icinden bir gemi kalkip gitmemis
        uzak yalnizlik limanlarina
        aykiri bir yolcuyum dunya genis
        buyuk bir kulak cinliyor icimdeki
        cetrefil yolculugum kesinlesmis
        sakin baska bir sey getirme aklina
        aysel git basimdan ben sana gore degilim
        olumum birden olacak seziyorum
        hem kotuyum karanligim biraz cirkinim
        aysel git basimdan seni seviyorum

                                 attila ilhan
 
 


 
 
 
 


 
 
 

        ben sana mecburum

        ben sana mecburum bilemezsin
        adini mih gibi aklimda tutuyorum
        buyudukce buyuyor gozlerin
        ben sana mecburum bilemezsin
        icimi seninle isitiyorum

        agaclar sonbahara hazirlaniyor
        bu sehir o eski istanbul mudur
        karanlikta bulutlar parcalaniyor
        sokak lambalari birden yaniyor
        kaldirimlarda yagmur kokusu
        ben sana mecburum sen yoksun

        sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
        insan bir aksam ustu ansizin yorulur
        tutsak ustura agzinda yasamaktan
        kimi zaman ellerini kirar tutkusu
        birkac hayat cikarir yasamasindan
        hangi kapiyi calsa kimi zaman
        arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu

        fatih'te yoksul bir gramafon caliyor
        eski zamanlardan bir cuma caliyor
        durup kose basinda deliksin dinlesem
        sana kullanilmamis bir gok getirsem
        haftalar ellerimde ufalaniyor
        ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
        ben sana mecburum sen yoksun

        belki haziran'da mavi benekli cocuksun
        ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
        bir silep siziyor issiz gozlerinden
        belki yesilkoy'de ucaga biniyorsun
        butun islanmissin tuylerin urperiyor
        belki korsun kirilmissin telas icindesin
        kotu ruzgar saclarini goturuyor

        ne vakit bir yasamak dusunsem
        bu kurtlar sofrasinda belki zor
        ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
        ne vakit bir yasamak dusunsem
        sus deyip adinla basliyorum
        icimsira kimildiyor gizli denizlerin
        hayir baska turlu olmayacak
        ben sana mecburum bilemezsin

        attila ilhan
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 

BOYLE BIR SEVMEK

ne kadinlar sevdim zaten yoktular
yagmur giyerlerdi sonbaharla bir
azicik oksasam sanki cocuktular
biraksam korkudan gozleri sislenir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
boyle bir sevmek gorulmemistir

hayir sanmayin ki beni unuttular
hala arasira mektuplari gelir
gercek degildiler birer umuttular
eski bir sarki belki bir siir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
boyle bir sevmek gorulmemistir

yalnizliklarimda elimden tuttular
uzak fisiltilari icimi urpertir
sanki gokyuzunde bir buluttular
nereye kayboldular simdi kimbilir
ne kadinlar sevdim zaten yoktular
boyle bir sevmek gorulmemistir.

                Attila Ilhan
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

NEYDI O BIR ZAMANLAR

istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar
sanki gencligime dogru yaslaniyordum
cengelkoy'de yaz unutulmaz erguvanlar
hangi yanima donsem seni bulurdum
icimdeki lambanin kirildigi anlar

istanbul ve sen / siriilsiklam yasananlar
yanardoner bir ayna yeniden ruhum
gozlerinin sisinde sevdali bir yolcuyum
cengelkoy'de yaz unutulmaz erguvanlar
hayal meyal gemiler dumanli limanlar

istanbul ve sen / ikimizden kalanlar
tekrar tekrar israrla yasayip durdugum
cengelkoy'de yaz unutulmaz erguvanlar
ruya midir gercek mi kendi kendime sordugum
istanbul ve sen / neydi o bir zamanlar

attila ilhan-1998
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

o gozler ki

o gozler ki vah$idir
yangIn kIzIllIklarIyla korkunc
kanlI bir sevdayI cogulla$tIrIr
karanlIk kirpikleri
goz degildirler
bir namludan fIrlamIs
mermi cekirdekleri

o gozler ki
cakmaktaki alev
zehirli hancerlerdeki uc
yakut bir avize gibi yalnIzlIgImIzda dururlar
nereye gitsek gelir bizi bulurlar
gelir bizi bulurlar
bulurlar

attila ilhan
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 


 
 
 

r=FCzgar g=FCl=FC

=F6n=FCmden cekilirsen istanbul g=F6r=FCnecek
nerede oldugumu g=F6recegim
sisler utanacak egilecek
agzInIn ucundan =F6pecegim
sacIna kalbimi takacagIm
avcunda bir siir b=FCy=FCyecek
nerede oldugumu bilecegim

bu cIplak geceler yok mu
bu plak b=FCyle aglamIyor mu
camlarI kIrmak i$ten degil
delirecek miyim neyim
kirpiklerimden mIsra d=F6k=FCl=FCyor
kenya'da simsiyah yalnIzIm
yoksul bir $ilepte gemiciyim
malezya'da y=FCk bekliyorum
=F6n=FCmden cekilirsen istanbul g=F6r=FCnecek
nerede oldugumu bilecegim

g=F6zlerini s=F6nd=FCrme muhtacIm
ben senin aydInlIgIna muhtacIm
yepyeni bir ilkbahar harcayIp
bir yaz bogup bir sonbahar harcayIp
r=FCzgar g=FCl=FCn=FC arayacagIm
oran'da pernanbouc'ta tombuktu'da
vincler yine ak$amlarI indirecekler
yine karanlIga bula$acagIm
g=F6zlerin r=FCzgarda savrulacak

ikimiz iki sap bugday olsak
ben senin olsam sen benim olsan
bir gece vakti aklIna gelsem
seni kucaklasam kucaklasam
birbirimizin kalbini dinlesek
b=FCy=FCk ate$ler yaksalar
iki g=FCvercin ucursalar
nerede oldugumuzu bilsek

attila ilhan
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
      VARSAGI

hacan demir dokende
ates yiyesim gelir
gok sofraya cokende
doruktan sesim gelir
dagdan yurek sokende
kursun dokesim gelir
catal simsek cakanda
yagmur perde cekende
derya goge cikanda
hacan olesim gelir

                Attila ILHAN
 


      VARSAGI

Destur bre gokkusagi
Hangi devin kilicisin
Sabah sabah kanin damlar
Besbelli can alicisin

Akil almaz bir kelepce
Anlasilmaz hangi suca
Kilitlenmis gunduz gece
Basimizda kalicisin

Ofkeyi sorduk sarindan
Korkuyu bildik morundan
Azrail adinda birinden
Giyilmis olmek tacisin

Karanlik cicek acti mi
Ilmik boynuna gecti mi
Can kusu tenden uctu mu
Bir ozgurluk agacisin

                  Attila ILHAN


 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

        elimden tut yoksa dusecegim
        yoksa yildizlar bir bir dusecek
        eger ben sairsem beni tanirsan
        yagmurdan korktugumu bilirsen
        gozlerim aklina gelirse
        elimden tut yoksa dusecegim
        yagmur goturecek yoksa beni

        geceleri bir carpinti duyarsan
        telas telas yagmurdan kaciyorum
        sarayburnu'ndan geciyorum
        aksamsa eylul'se islanmissam
        gorsen belki beni taniyamazsin
        iclenir icin icin aglarsin
        eger yalnizsam yanilmissam
        elimden tut yoksa dusecegim
        yagmur goturecek yoksa beni

        attila ilhan, yagmur kacagi